| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

EkonomiPolitikaYorum

 

Yerel İdarelerde Şeffaflık / Fırat AYHAN

Ülkelerin kamu yönetim sistemleri, sınırları içinde yaşayanların kültürel, siyasal, sosyo-ekonomik ve tarihi faktörlerinin etkisi altında oluşarak gelişir.

Bilindiği gibi merkezden yönetim sisteminde genel ve yerel bütün kamu hizmetleri tek elde yani merkezde toplanmıştır. Yerinden yönetim sisteminde ise kamu hizmetleri o bölge halkınca seçilen ya da oluşturulan kuruluşlar ya da organlar eliyle yürütülmektedir.

Ülkemizde idari ve mali sistem geleneksel merkeziyetçi bir yapıdadır. Yetkiler büyük oranda merkezde toplanmıştır. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi bakımından iki sistemin yumuşatılmış şekli ile uygulama göstermektedir. Yönetim örgütü Anayasada belirtildiği gibi kuruluş ve görevleriyle merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır. Merkezi yönetimin taşra örgütlenmesinin dayandığı temel ilke yetki genişliğidir. Yetki genişliği merkezin ve genel yönetimin taşra kuruluşlarına kendiliğinden karar alma uygulama yetkisini tanımasıdır.

Ülke sınırları içinde yaşayan halka götürülen kamu hizmetlerinin sadece merkezi yönetimce yerine getirilmesinin zorluğu yerel idarelerin önemini ortaya çıkarmıştır. Bazı kamu hizmetleri geleneksel olarak merkezi yönetim tarafından yerine getirilirken, bazı hizmetlerin o yörede bulunan yerel yönetimlerce yürütülmesi zaruri olmuştur.

Merkezi ve yerel yönetimler arasında biri idari biri mali olmak üzere iki yönlü ilişki vardır. İdari ve mali paylaşımda hem gelir kaynakları hem görev ve faaliyet alanında sınırlamalar vardır. Üniter özellik taşıyan Türkiye idari yapısı gereği yetkiler büyük oranda merkezde toplandığı için yerel yönetimler merkezi idarenin idari ve mali vesayeti altındadır.

Yerel yönetimlerin: İl özel idareleri, Belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ve Köylerden oluştuğu görülmektedir. İdari ve mali paylaşım düzenli bir esasa dayanmamaktadır. Gelir yönünden de merkeze bağlı bir görüntü çizen yerel yönetimlerin kendi oluşturdukları kaynaklar sınırlı kalmaktadır.

Kamu ekonomisinin üretici birimi olarak merkezi idareler yanında devlet faaliyetlerini yerine getirmekte olan yerel yönetimler kamu yönetiminin önemli bir parçasıdır ve hızla gelişen günümüz şartlarında kendini fazlasıyla geliştirmelidir.
Yerel yönetimler hizmetleri yerine getirirken sınırlarında yaşayan halkın ihtiyaçlarını göz önüne alarak oluşturulan bütçelerin elverdiği imkânda en iyi şekilde olması için gayret göstermelidir

Anayasamız yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır hükmü getirerek yeterli kaynak sağlanılmasını kural haline getirmiştir. Genel bütçede vergi gelirleri hâsılatı toplamının %3.83’üne isabet eden kısmını fonlarda toplanmakta yine vergi gelirlerinin %7.12’lik bölümünü nüfus durumuna göre belediye ve il özel idarelerine dağıtılmaktadır. Bu fonlar ise Belediye Fonu İl Özel İdare Fonu ve Mahalli İdareler Fonu’dur.

Ülkemizdeki kamu hizmetlerinin yürütülmesinde yerel yönetimlerin durumunu
ve mali kaynaklarını kısaca irdelendikten sonra hizmetlerin ve harcamaların kamuoyunda şeffaflığı konusunda merkezi yönetiminin denetiminin yetersizliği ve bu denetimde halkın da yer alması konusuna değinilmesi önemlidir.

2007 yılında yerel yönetimlerin şeffaflığı konusunda önemli bir adım atılmıştı. Ülke bilânçosuna doğru bir adım olan bu uygulama ile merkez yönetim bütçesinden sonra ilk kez yerel yönetimlerin bilânçosu yayımlandı.

Maliye Bakanlığınca açıklanan istatistiklerde bir anlamda ülke bilânçosu hakkında bilgiye sahip olunundu. Bu istatistiklere göre yerel yönetimler merkezi yönetimlerin 5/1 ‘i kadar bir bütçeye sahip. 2006 yılı verilerine göre Merkezi yönetimin 175 milyar YTL’lik bütçesine karşın yerel yönetimler 33,5 Milyar YTL’lik bütçeye sahiptir.

Yerel yönetimlerin sınırları içinde yaşayan halkın, belediyelerin ve bunlara bağlı işletmelerin finansal tabloları ve bilânçoları hakkında hiçbir bilgisi bulunmamaktadır.
2004 yılında devlet hazinesinden ödenen yerel yönetim borçları 12 Katrilyon TL olmuştur.
2006 yılında 14,4 milyon YTl belediye borçlarının merkezi yönetim tarafından üstlenilmesi istenilmiştir. Merkezi yönetim bu isteklerin önemli kısmını kabul etmek zorunda kaldı. Belediyeler KİT’lerden aldıkları mal ve hizmetlerin bedellerini geç ya da hiç ödemeyerek borçlarını arttırmıştır.

Yerel yönetimlere ait tüm finansal bilgilerin düzenli biçimde açıklanmamasının ve açıklanan bilgilerin bağımsız uzmanlarca denetlenmemesinin sakıncaları her zaman görülmüştür.
Belediye yönetimlerinde objektif yönetim uygulanmaması sonucu ortaya çıkan suiistimaller devlet bütçesine görev zararı olarak dönüş yapmıştır. Belediye yönetimlerinin siyasi hizmet anlayışı nedeniyle yaptıkları hizmetlerin ve aksaklıkların görülmezlikten gelinmesi nedeniyle ortaya çıkan yanlı yönetim halk tarafından bilinememiş, değerlendirilememiştir. Yönetimdeki bu aksaklık çeşitli biçimde yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelerek belediye yönetimini yıpratmıştır.

Belediyelerce her yıl yapılan faaliyetlerle ilgili olarak yayınlanacak mali ve hizmet bültenleri kurumsal yönetim ve şeffaflık ilkelerinin bir gereğidir. Bu uygulamalar belediyelere bağlı işletmelerin yönetiminin işlevini ve denetimini de kolaylaştıracaktır. Mali ve hizmet denetimlerinin merkezi yönetiminin dışında o yöre halkınca oluşturulacak bağımsız denetim kurullarınca yapılması hizmetlerin verimliğini arttıracaktır. Yerel halk içinden mesleklerine göre oluşturulacak bir kurul, bilânçoları ve finansal tabloları bağımsız denetim firmalarına onaylatarak güvenirliliğini tescil ettirmelidir. Yerel halk tarafından oluşturulacak kurul, her yıl belediyenin hizmetlerini analiz edip, harcamaların verimli kullanılıp kullanılmadığını denetleyerek yılsonunda faaliyet raporu olarak kamuoyuna sunmalıdır. Böylelikle kamuoyu belediye yönetiminin başarılı bir yönetim çizip çizmediğini belirleyerek bir dahaki dönemler itibarıyla bunu değerlendirebilecektir.

Belediye yönetimi hizmet götürdüğü topluma dürüstçe hesap vermek zorundadır. Kurumsal yönetim ilkeleri özel firmalara dahi finansal verileri açıklama zorunluluğu getirmiştir. Merkezi yönetimden aktarılan gelirler, yardımlar, vergi gelirleri ve vergi dışı gelirlerin belediye yönetimlerince hizmetlerde kullanılmasının verimliliğini ölçecek halk denetimi olmadan, yerel yönetimlerin güçlenmesi mümkün değildir.
Belediye seçimlerinin yaklaştığı son günlerde belediye başkanları hakkındaki iddialara verilecek en iyi yanıtı, yöre halkının oluşturduğu kurulların denetim raporları cevap verecektir. Bu raporlar sadece bütçe ve finansal tabloları içermeyecek aynı zamanda tüm hizmetlerin yerine getirilmesinde optimum kaynakların kullanılıp kullanılmadığını da açığa çıkaracaktır.

Belediye Başkan Aday Adaylarına bu konuda çok iş düşmektedir. Vaat ettikleri hizmet çizelgelerine her yıl bilânçolarını ve finansal tablolarını yayınlama maddesini eklemeli, bu raporların bağımsız denetim firmalarına onaylatma şartını koymalıdır.

Yerel yönetimler kurumsallaşmalı, kurumsal yönetim yönünde bu adımlar atılmalıdır.

Fırat AYHAN

 

Etiket :
fayhan33
25 Aralık 2008
10:37
Yorumlar :0
 
 
 
 

Kriz Hangi Sektörde Başlar/Fırat AYHAN

 Derisini Değiştirmeyen Yılan Ölür (Nitsche)

 5120504        Kriz yönetimine yeterince önem verilmediği konusunda eleştirilere hedef olan hükümetten, Bankacılık sektörünün sağlam olduğu konusunda yapılan açıklamalar yeterli görülmemektedir.          Türkiye’de Bankacılık ve Konut sektörünü sağlam görmek ülkeyi krizden ne derece uzak tutar?       Dünya’da hemen hemen her ülkeyi etkisi altına alan kriz dalgasının Türkiye’nin hangi sektörlerini etkisi altına aldığı/alacağı tartışmalarında reel sektörle iktidar arasında görüş ayrılığı yapılan açıklamalarla derinleşirken;ekonomik veriler krizin Türkiye’de de başlamış olduğunu göstermektedir.       Krizin etkisi Bankacılık sektöründe görünmese dahi piyasa da talep daralması olan konut sektöründe krizin varlığına işaret ediyor.          Finans sektör dışında borçlanan reel sektörlerde krizin etkisi hissedilmeye başlanmıştır. Dış borçlara bakıldığında 150 Milyar Dolar net dış borç birikmiş olduğu görülmektedir. Bu borcun sadece 7 Milyar doları kamuya aittir.Borcun 90 Milyar Doları Bankacılık sektörü dışındadır. Türkiye’de ucuz kredi, ucuz döviz ve ucuz ithalat olanakları etkisini yitirmiş durumdadır. Krizin Bankacılık sektörü üzerinden yaşanacağı beklentisi çok yanlıştır.       Reel sektörde kriz şeklinde beklenilmesi gerekilen bu dalga; İşsizlik, şirket iflasları, büyüme rakamlarının düşmesi, ihracatın daralması, yatırımların gerilemesi, özel sektörde daralma, kredi borçlarında sıkıntılar şeklinde kendisini göstermeye başlamıştır. Bu dalga 2009 yılı sonuna kadar etkisini gösterecektir. Bu etki ile ülkede durgunluk yaşanılması kaçınılmazdır.      Cari açıkta sürdürülebilme imkânının olmaması ciddi önlemler almaya itecektir. Firmalarda baş gösterecek kriz nedeniyle güçlü firmalar zor durumda olanları eritecek, bileşmeler artacak, belki de kamulaştırmalar başlayacaktır.      2001 krizinin aşılmasındaki yollardan biri olan,  milli gelirin %30’u kadar hazine kâğıdı ihraç etme uygulaması nedeniyle, yüksek faiz veren ekonomiye dönüşen Türkiye’de, 2008 krizinin aynı uygulamaya neden olması tekrar yüksek faizlere çevirecektir.

     Kriz yönetiminde başarılı olabilme şartı; Alınan bu ekonomik kriz sinyallerini ciddiye alarak, reel sektörün feryadını duymak, alınması gerekilen önlemleri ateş bacayı sarmadan uygulamaktır.

Fırat Ayhan 

Etiket :
fayhan33
19 Kasım 2008
12:03
Yorumlar :0
 
 
 
 

Kapitalizm'de Değişen Dengeler/Fırat AYHAN

Avrupa ülkeleri küresel krize karşı bir araya gelerek, önlem paketi açıklamış, ardından Kapitalizmi tamir etme kararı almışlardır.

2. Dünya savaşının ardından, 1944 yılında Bretton Woods Konferansı ile küresel finans sisteminin kurulması amacıyla, ABD merkezli para sistemi kurma anlaşmalarının ardından Dünya Bankası ve IMF kurulması kararlaştırılmıştı. Konferansa katılan üye ülkeler para birimlerini dolara göre ayarlayacaklar, dolar da altına endekslenecektir. Altına dönüştürülebilen tek para biriminin dolar olması kararlaştırılmıştır. Fakat 1971’de ABD altına endeksleme politikasından vazgeçtiğini açıklayınca sistem yürüyemez hale gelmişti.

IMF’nin 1970 sonrası uyguladığı SRS ileriki yıllarda basitleştirilerek birkaç ülke parasına endekslenmiştir. Yaygınlaşmayan bu yöntem sadece Devletler ve Merkez bankaları arasında kullanılmaktadır. Günümüzde Avrupa Para Sitemi uygulamasıyla güçlü paraya bağlanılmıştır.

 

Günümüzde ortaya çıkan kriz sebebi olarak ABD Dolarının diğer ülkelerde bollaşması ve değerinin düşmesine bağlanmaktadır.

 

Küresel krizin ardından ikinci bir Breetton Woods konferansı ile finans piyasasında ABD merkezli para sistemi kurma düşüncesi belirmektedir. Kapitalizmim tamir edilmesi krizleri bitirebilir mi?

Etiket :
fayhan33
20 Ekim 2008
08:11
Yorumlar :0
 
 
 
 

Liberalizmde Değişimler/Fırat Ayhan

Yeni ekonomi anlayışı                          adsız

Adam Smith’in fikir babalığı yaptığı serbest ekonomide, Keynes’in kapitalizmi ılımlaştırma, törpüleme fikirleri bir yana bırakılmaya başlandığı bir dünyada, vahşi piyasa koşullarında baş gösteren global krizle gerekli şok dalgası etkisini gösterdi. Özellikle sosyalist yönetimde bulunan ülkelerin liberalleşme rüzgârı, 1990’dan sonra özgürlükçü piyasa anlayışına dönünce, tüm dünyada ‘Bırakınız Yapsınlar Bırakınız Geçsinler’ ekonomi felsefesi olağanca uygulama alanı buldu.

   Her olanak ve özgürlüklerin finansal piyasaların elinde bulunması, piyasada oluşacak tüm dengelerin piyasa ekonomisi içinde çözülmesi beklentisinin götüreceği buhran artık anlaşılmış oldu. ABD’de geçen yıl başlayan piyasa krizine rağmen, hükümetin piyasa koşullarına etkili müdahalede bulunmamasının sebebi piyasanın kendi dengesini kendi oluşturacağı anlayışı idi.

Fakat finans kurumlarında bir biri ardına başlayan iflaslar baş gösterince, devletin kamulaştırma politikaları uygulanmaya başlatılması kaçınılmaz oldu. Adam Smith’in haklı olduğu düşüncesi yön değiştirdi ve küresel ekonomide devlet denetimi ve müdahaleciliğine burun kıvıranların Keynes ekonomi düşüncesine saygı gösterilmesi gerekildiğini hatırlattı.

    Türkiye’de 2001 krizinden sonra finans sektörüne el konulduktan sonra tekrar özelleştirilmeye ağırlık verilmişti. Denetim ve müdahaleci eksikliklerin giderilmesi sayesinde kontrol mekanizmasının oluşturulması, finans piyasalarındaki boşluğu doldurarak ‘Bırakınız Yapsınlar’ anlayışını kontrol altına almış oldu.

Kamu otoritesinin mali piyasalardaki düzenleyici ve denetleyici varlığı, olumlu ya da olumsuz olarak piyasa oyuncularına farklı etkide bulunmuş olabilir. Bununla birlikte önceki başıboşluğun önüne geçilmiş olduğu bir gerçektir.
Etiket :liberalleşme
fayhan33
17 Ekim 2008
05:44
Yorumlar :0
 
 
 
 

KRİZLER VE KREDİLER/FIRAT AYHAN

image ABD’de uygulanan Mortgage (Tut-sat) modeli kredilerde son bir yıldır başlayan krizdeki aksamalar incelendiğinde, küresel krize neden olan kredi türünün Suprime Mortgage nitelikteki krediler olduğu anlaşılmaktadır. Bu kredi türü niteliği itibarıyla hükümet politikasına bağlı olarak yürütülen, düşük gelir gruplarına konut edindirme formülünü içermektedir.
ABD hükümetinin düşük gelir gruplarının kredi kullanımını teşvik etmesi neticesinde artarak çoğalan Subrime krediler, dar gelir grupları tarafından bir hak olarak görülmeye başlanmış, neticede bu kredinin kullandırılma şartları gevşemeye başlamıştır. Subrime krediler özü bakımından riskli olmasına rağmen gerekli titizlik gösterilmemiş riski yüksek kişilere kullandırılmıştır. Faiz ve anapara ödemelerinde başlayan aksaklıklar büyüyerek diğer kredi türlerine de yansımıştır.
Hükümetin yoğun desteğiyle kullandırılan bu krediler, dar gelirli tüketicileri konut alım satımı yoluyla kar elde etme beklentisine itmiş, bu sebeple piyasada dengeler bozulmuş, kullanılan krediler karşılığında teminat olarak gösterilen konutların değerleri düşmüştür. Konut satın almanın bir yatırım aracı olarak görülmesi neticesinde bozulan piyasa dengeleri nedeniyle geri ödemelerde aksamalar başlamış, teminat olarak gösterilen konutlar kredi kullandıran kurumlar tarafından nakite çevrilme çabalarına girince de piyasada daha çok konut arzı oluşmuştur. Sözleşmede gösterilen konut değerlerin yarı fiyatına kadar düşmesi piyasalardaki dengelerin daha da bozulmasına neden olmuştur.
Mortgage Piyasası kredinin düzenlendiği birincil piyasalar ile bu kredilere dayalı menkul kıymetlerin alınıp satıldığı ikincil piyasalardan oluşur. Böyle bir piyasada bulunanlar bireysel yatırımcı, kurumsal yatırımcı, yatırım bankaları ve serbest fon katılımcılarına kadar uzanmaktadır. Kullandırılan kredilerde faiz ve anapara ödemeleri çıkartılan menkul kıymetler aracılığı ile ulusal ve uluslararası yatırımcılara kadar uzanmaktadır. Sistemde görülen aksaklık zincirleme olarak ulusal ve uluslararası yatırımcıları etkilemektedir.
Geçmişte Türkiye’de yaşanılan krizde de görüldüğü gibi finansal kurumlarca kullandırılan kredilerin kalitesi çok önemlidir. Kullandırılan kredi verimliliğinin düşmesi, denetim mekanizmasının eksikliği gibi sebeplerle ortaya çıkan aksaklıklar tahmin edilmeyen krizlere dönüşebilmektedir.
Etiket :
fayhan33
16 Ekim 2008
10:45
Yorumlar :0